Uyuşturucu
İle Mücadele

Uyuşturucu
Maddelerin Suiistimalinin Tarihçesi
Uyuşturucu
Maddelerin Üretim Bölgeleri
Uyuşturucu
Maddelerin Tüketim Bölgeleri
Kaçakçılık
Güzergahları
» Uyuşturucu Maddelerin Suiistimalinin Tarihçesi :
Dünyadaki Gelişimi:
İnsanlık tarihinin başlangıcından itibaren uyuşturucu maddelerin keyif verici,
ağrı giderici, hastalıkları iyileştirici olarak kontrollü ve kontrolsüz olarak
kullanıldığı bilinmektedir. İlkel toplumlarda, kabile ayinlerinde ve erkekliğe
geçiş törenlerinde “değiştirilmiş bilinç durumları” denilen, gündelik bilinç
düzeylerinden daha farklı alanlara ulaşabilmek için kullanılan açlık, susuzluk,
uyku yoksunluğu, sosyal ve duygusal yalıtım, ağrılı uyaranlar, dans, meditasyon,
dua, işitsel uyaranlar, hipnotik telkinler gibi yöntemlere ek olarak,
halusinojen bitkiler, afyon türevleri, koka yaprakları, esrar gibi psiko-aktif
maddeler büyük rol oynamaktaydı.
Uyuşturucu maddeler, tarihsel süreç içerisinde tıbbi amaçlarla kullanılmış,
keyif verici özelliği olması nedeniyle sonraları bu amaçla illegal olarak
tüketilmeye başlanmıştır. Bu türden bir tüketimi besleyecek arz da beraberinde
şekillenmiş, tıpkı ekonomik yapıdaki gibi bir arz ve talep oluşmuştur.
Uyuşturucu maddelerin bu yönü, özellikle 20. yy’ın yüzyılımızın ikinci
yarısından itibaren menfaat çevreleri için rant, terörizm için finans kaynağı,
uluslararası ilişkilerde ideolojik ve politik araç ve hedef ülke toplumuna
yönelik sosyo-psikolojik dejenerasyon ile zihni ve ahlaki çökertme olgularını ön
plana çıkarmıştır.
Uyuşturucu ile mücadelenin başarısı, öncelikle dünyada arz ve talebin
yoğunlaştığı bölgeler ile, bu bölgeler arasında oluşan güzergahların, bunların
oluşumunda rol oynayan etkenlerin ve kullanılan yöntemlerin analizini
gerektirir. Diğer bir ifadeyle, uyuşturucu madde ile mücadele; onun üretim,
tüketim ve yasadışı ticareti ile yöntemleri üzerinde odaklanmadıkça gerçekçi bir
sentez yapılamamış ve mücadelenin çerçevesi belirlenememiş olacaktır. (Başka
bölüme analiz mücadele)
Uyuşturucu madde ile mücadelenin etki ve başarısı, öncelikle dünyada arz ve
talebin yoğunlaştığı bölgeler ile, bu bölgeler arasında oluşan güzergahların,
bunların oluşumunda rol oynayan etkenlerin ve kullanılan yöntemlerin analizini
gerektirir. Diğer bir ifadeyle, uyuşturucu madde ile mücadele; onun üretim,
tüketim ve yasadışı ticareti ile yöntemleri üzerinde odaklanmadıkça gerçekçi bir
sentez yapılamamış ve mücadelenin çerçevesi belirlenememiş olacaktır.
Tıbbi amaçla kullanılmak üzere yapılan araştırmalar sonucu, 1817`de Hannover`li
farmakolog Friedrich Helm Sertusner`in morfini bulmasından sonra bu madde tıp
alanında yaygın bir kullanım alanı bulmuştur. Özellikle 1865 Amerikan İç Savaşı`nda,
1860 Prusya-Avusturya Savaşı`nda, 1870-1871 Fransa-Almanya Savaşı`nda yaralı
askerlerin ağrılarını dindirmek amacıyla morfin kullanılmış, askerlerin
tedavileri sonunda yoksunluk krizine girmeleri üzerine bu durum asker hastalığı
olarak adlandırılmıştır. Ancak 1879 yılında yapılan araştırma sonucu bu durum
morfinmani sendromu olarak tanımlanmıştır. Askerlerin terhislerinden sonra sivil
hayatta morfinden övgüyle bahsetmeleri üzerine Avrupa`nın büyük şehirlerinde
zengin tabakaya mensup olan kişiler arasında yaygın olarak kullanılmaya
başlanmıştır.
21 Ağustos 1897 tarihinde, Almanya`da Bayer fabrikasında çalışan kimyager Felix
HOFFMAN, ağrıları kesen bir ilaç üretmek için bir karışım geliştirmiştir. Firma
bu maddenin üzerinde çalışarak denemeye karar vermiştir. İçinde ağırlıklı olarak
morfin olan ilaç, ağrıları kısa sürede kesmekteydi. Uzun süren denemelerinin
ardından Bayer, ilacı eroin adıyla piyasaya sürmeye karar vermiştir. Olumlu
tepki alan ve 25 gr`lık paketler halinde satılan "Eroin" eczanelere geldiği gün
tükeniyordu. Henüz kimse zarar görmemişti. Bilahare Bayer`in en iyi müşterisi
Amerika ise, herkesin "Eroin"den bahsetmesi üzerine ilacı araştırmaya
başladığında, aşırı dozda alındığında ölüme yol açtığını ve bağımlılık yaptığını
saptamıştır. Klinikler, eroinmanlarla dolup taşmaya başladığında, ABD`de ilacın
bağımlılık yaptığına dair bir rapor yayınlanmış ve devamında gerekli önlemler
alınarak eczanelerden kaldırılmıştır. Bunun üzerine ilaç karaborsaya düşerek,
fiyatı artmış ve 1931`de tamamen yasaklanmıştır.
Uyuşturucu madde suistimali olaylarına geçmişte sıklıkla rastlanılmakta ise de
yukarıda belirtilen olaylarda uyuşturucu madde bağımlılığının zararlarının tam
olarak bilinmemesi nedeniyle, başlangıçta uyuşturucu maddelerin yasaklanması
yönünde ulusal ve uluslararası düzeyde girişimler olmamıştır. Daha sonra,
terörizmin uyuşturucu madde kaçakçılığını bir finans kaynağı olarak görmeye
başlamasının da etkisiyle, uluslararası tedbirlerin arttırılması gereği kabul
görmüş, imzalanan çeşitli uluslararası sözleşmeler ile uyuşturucu maddelerin
kullanımının kontrol altına alınması hedeflenmiştir.
Bu doğrultuda ilk olarak 1909 yılında Shanghai`da Uluslararası Afyon Kongresi
yapılmış, burada imzalanan "1909 Shanghai Afyon Anlaşması" ile tavsiye
mahiyetinde çeşitli kararlar alınmıştır. 1912 tarihli Lahey Afyon Anlaşması`nda
ise, uyuşturucu maddeler sınıflandırılarak ayrı ayrı tarif edilmiş,
uyuşturucuların imal, ithal ve ihracını kontrol etmeye yönelik kararlar
alınmıştır. 1925 yılında imzalanan Cenevre Afyon Anlaşması ile; Lahey Anlaşması`nın
esasları ve tarifleri aynen kabul edilmekle birlikte, uyuşturucu maddelerin
uluslararası ticaretini kontrol altında bulunduracak etkili bir sisteminin
kurulması sağlanmıştır.
Daha sonra imzalanan 1931 tarihli Cenevre Afyon Anlaşması, Zararlı İlaçların
Meşru Olmayan Ticaretinin Yasaklanması Hakkında 1936 tarihli Cenevre Anlaşması,
Sentetik Uyuşturucu Maddeler Hakkında 1948 Paris Protokolü ve 1953 tarihli New
York Afyon Protokolü ile de uyuşturucu maddelerle mücadele yönünde kararlar
alınmıştır. Ancak uyuşturucu maddelerin üretim ve kaçakçılığının önlenmesi
amacıyla uluslararası düzeyde imzalanan en önemli sözleşmeler, 1961 tarihli
Uyuşturucu Maddelere Dair Birleşmiş Milletler Tek Sözleşmesi, 1971 tarihli
Birleşmiş Milletler Psikotrop Maddeler Hakkındaki Sözleşme ve 1988 tarihli
Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler
Sözleşmesidir.
Türkiye`nin de taraf olduğu bu üç sözleşmeden, 1961 tarihli Birleşmiş Milletler
Tek Sözleşmesi ile; uyuşturucu maddelerin tıbbi ve bilimsel amaçlar dışında
kullanılmasının yasaklanması, yasa dışı haşhaş ve uyuşturucu madde yapımında
kullanılan diğer bitkilerin ekiminin kontrol altına alınması, uyuşturucu
maddelerin imal, ithal, ihraç ve dağıtımının ruhsata bağlanması ve denetim
yapılması gibi konularda düzenlemeler getirilerek Uluslararası Uyuşturucu
Kontrol İdaresi (INCB) kurulmuştur.
1971 tarihli Birleşmiş Milletler Psikotrop Maddeler Hakkındaki Sözleşmesi ile;
suistimali yapılan ve insan psikolojisini etkileyen ilaçların kontrol altına
alınması, uyuşturucu etkisi bulunan ilaçların ancak doktor reçetesi ile
kullanılmasının sağlanması, bu sözleşmede belirtilen hususların tarafların kendi
iç hukuklarında suç sayılması yönünde gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasının
sağlanması gibi kararlar alınmış, ayrıca bu sözleşmenin yorumlanması ve
uygulanmasından kaynaklanan anlaşmazlıkların diğer yollarla çözümlenememesi
halinde Uluslararası Adalet Divanı`na başvurulması şeklinde ilk ciddi
uluslararası yaptırım uygulaması getirilmiştir.
1988 tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş
Milletler Sözleşmesi ile de; uyuşturucu ve psikotrop maddelerin imalinde
kullanılan kimyasal maddelerin kontrol altına alınması ve uyuşturucu madde
kaçakçılığı ile mücadelede kara para aklanmasının önlenmesi, kontrollü teslimat
uygulamasının mümkün kılınması gibi kararlar alınarak, bu suçlarla mücadelede
etkinliği arttırmak için uluslararası alanda operasyonel faaliyetlerin
gerçekleştirilmesi, adli yardımlaşma, bilgi alış-verişi ve iletişimin
arttırılmasının sağlanması amaçlanmıştır.
Ülkemiz, 18 Temmuz 1932`de Milletler Cemiyetine üye olmasının ardından, 3 Nisan
1933`de haşhaş tarımının sınırlandırılması ve afyon satım işlemlerinin, İktisat
Vekaleti`ne bağlı olan "Uyuşturucu Maddeler İnhisarı"na verilmesine ilişkin yasa
ve 1931 Cenevre Afyon Sözleşmesi kabul edilmiş, 1938 yılında da tekel Toprak
Mahsulleri Ofisi`ne devredilmiştir
1938-1971 yılları arasında ülkemiz, dünya yasal afyon pazarının %50-55`ine sahip
olmuştur. 1970`li yıllarda bütün dünya ülkemizi yasal olmayan afyon trafiğinden
sorumlu tutmaya ve suçlamaya başlamış ve 1971 yılında afyon üretimi, hükümet
tarafından tamamen yasaklanmıştır. Bu yasak, afyon üretimi tek geçim kaynağı
olan 1,5 milyon insanı etkilemiş ve topraklarında afyondan başka herhangi bir
mahsulün yetişemeyecek olması bu insanları yoksulluğa sürüklemiştir.
1974 yılında ise bu yasak kaldırılmıştır. Haşhaş ekimi, kontrole tabi tutularak,
ekim alanları Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmiştir. Daha önceleri haşhaş
kapsülünün çizilmesi yöntemiyle yapılan hasat tamamen yasaklanmış, haşhaş
kapsülleri çizilmeden TMO tarafından satın alınarak, Bolvadin`de 1981 yılında
kurulan Alkaloid Fabrikasına işlenmek üzere gönderilmeye başlanmıştır. Fabrika
üretiminin %90-95`i ihraç edilmektedir.